Umre Nedir Nasıl Yapılır ?

Umre nedir, nasıl yapılır ?
Umre, hac zamanı olan beş günden başka, senenin her günü, ihram ile yapılan, tavaf ve sa’y yapmak ve saç kazımak veya kesmektir. Umrenin farzı ikidir. İhram ve tavaf. İhram umrenin şartı, tavaf ise rüknüdür. Sa’y ve tıraş olmak ise vaciptir.

Umre, ömürde bir defa, Hanefi ve Maliki’de sünnet, Şafii ve Hanbeli’de farzdır.

İhrama girme yerleri:
Mekke’ye mikât sınırları dışındaki yerlerden gelenler yolları üzerindeki mikâtlardan birinde ihrama girerler. Mekke’de bulunulduğu esnada umre yapmak istenirse, Mekkeliler gibi, Harem Bölgesi dışına çıkılarak ihrama girilir.

Umre nasıl yapılır
1- 
Mikât sınırlarının birinde ihrama girilir ve niyet edilir.

2- Telbiye, tekbir, tehlil salevat-ı şerife okunarak Harem-i şerife girilir. Niyet edilip umre tavafı yapılır.
Tavaf esnasında iztibâ ve ilk üç şavtta remel de yapılır.

3- Tavaf namazından sonra Mes’aya gidilerek umrenin sa’yi yapılır.

4- Tıraş olunup ihramdan çıkılır. Böylece umre tamamlanmış olur.
Umrede Arafat, Minâ, Müzdelife’deki menâsik, kudum ve veda tavafı yoktur.

Okunacak dualar: Buraya yazmadık.
Mutlaka o duaları okumak da şart değil, herkes bildiği duaları okuyabilir.

İş ve umre
Sual: Bir iş için Suudi Arabistan’a giden kimse, Mekke’ye gidip ihrama girerek umre yapabilir mi?
CEVAP
Suudi Arabistan’ın hangi yerine gittiğinizi yazmamışsınız. Eğer mikât denilen yerin içinde iseniz, dışına çıkıp ihram giyerek öyle Mekke’ye gitmeniz gerekir. Mikât’ta ihrama girmek gerekir. Daha önce de giyilse olur. Çünkü Tam İlmihal’de diyor ki:
Hac için, ömre için, ticaret için veya herhangi bir şey için uzaktan gelenlerin, mikât denilen yerleri, ihramsız geçerek, Mekke-i mükerreme Haremine girmeleri haramdır. Geçenin, geri mikâta gelip ihrama girmesi lazımdır. İhrama girmezse, kurban kesmek lazım olur.

Mikât denilen yerler ile, Harem-i Mekke arasına Hil denir. Mikâttan geçerken, bir iş için Hil’de kalmaya niyet edenlerin ve Hil’de oturanların, hacdan başka niyet ile, ihramsız Harem’e girmeleri caizdir. Mikât yerlerini geçerken, niyet ederek ve telbiye yaparak, usulü ile, ihrama girilir. Mikât yerinden önce, hatta kendi memleketinde de giymek caiz ve daha iyidir.

Umre ve farz
Sual: 
Borcu olanın veya gidip gelirken bazı günahları işleme durumu olanın yahut farz sevabı işleme imkânı olanın, bunu yapmayıp umreye gitmesi caiz midir?
CEVAP
İmam-ı Rabbanî hazretleri buyuruyor ki: Umreye gitmek farz ve vacib değildir, nâfile ibadettir. Nâfile ibadeti yapmak, bir farzın terkine veya bir haram işlemeye sebep olursa, ibadet olmaktan çıkar, günah işlemek olur. (1/124)

Umre sünnet midir?
Sual:
 Umre sünnet midir?
CEVAP
Umre, Hanefî ve Mâlikî mezhebinde müekked sünnettir. Şâfiî’de ömürde bir defa umre yapmak farzdır, ancak hemen yerine getirilmesi gerekmez. Hanbelî’de ise, ilk fırsatta hemen yerine getirilmesi gereken bir farzdır. (Mizan-ül kübra)

Umreye gitmenin önemi
Sual: (Makamât-ı Mazheriyye)nin 
26. mektubunda ve İmam-ı Rabbânî hazretlerinin, 29, 123. ve 124. mektuplarında, umreye ve nâfile hacca gitmeye izin verilmediği bildiriliyor. Umre ve nâfile hac, çok sevab değil midir?
CEVAP
(Sevab değildir) denmiyor. İmam-ı Rabbânî hazretleri buyuruyor ki:
Umreye gitmek farz ve vacib değildir, nâfile ibadettir. Nâfile ibadeti yapmak, bir farzın terkine veya bir haram işlemeye sebep olursa, ibadet olmaktan çıkar, günah işlemek olur. (1/124)

(Nâfile sevabı kazanayım diye haram işlenmemeli) deniyor. Dinimizde bir kaide vardır: Sünnetle veya nâfile ile mekruh çakışınca, mekruh işlememek için sünnet veya nâfile terk edilir. Hele haram işlenecekse, o iş asla yapılmaz. Özellikle kadınların erkekler arasına girmeleri, seslerini yabancılara duyurmaları yasaklandığı için umreye veya nâfile hacca gitmeleri asla doğru olmaz.

Umreye gitmek çok sevabdır. Sadaka vermek de çok sevabdır. Farz olan zekât borcu varken sadaka verilmez. (Sadaka vermeyin, umreye gitmeyin) denmiyor, (İki işten daha önemlisi, daha çok sevab olanı tercih edin) buyuruluyor.

Farz ibadetin yanında nâfile ibadetlerin hiç kıymeti yoktur. Deniz yanında, damla bile değildir. Şeytan aldatarak, kazaları kıldırtmıyor, nâfile kılmayı, [nâfile hacca ve umreye gitmeyi], zekât verdirmeyip, nâfile hayırları, göze güzel gösteriyor. Cami, Kur’an-ı kerim kursu ve benzeri, İslam’a faydası olan şeyleri yapmak, nâfile hacdan ve umreden daha sevabdır. Nâfile hac ve umre yaparken sarf edilen paralar, Müslümanların muhtaçlarına, hele dine hizmet için veriliyorsa, nâfile hac ve umre yapmak, kendi memleketinde sadaka vermekten daha efdal olur. Çünkü hem mal, hem bedenle ibadet yapılmaktadır. Makamat-i Mazheriyye’de, 26. mektupta (Hacda bir farzı veya vacibi özürsüz terk etmemek veya haram, mekruh işlememek lazımdır. Aksi hâlde, nâfile hac ve umre yapmak sevab değil, günah olur) diyor. (S. Ebediyye)

Nâfile ibadetin sevabı, farz ibadetin sevabı yanında, bir derya yanındaki bir damla sudan azdır. İslam âlimleri, Mekke’ye uzak memleketlerde olanların tekrar hacca gitmelerine izin vermemişlerdir. Seyyid Abdullah-ı Dehlevî hazretleri 63. mektupta (Hac yolunda, ekseriya, ibadetler tam yapılamaz. Bunun için, İmam-ı Rabbânî 123 ve 124. mektuplarında, umreye ve nâfile hacca gitmekten razı olmadığını bildirdi) buyuruyor. Bir farzın yapılmasına, mesela kadınların örtünmelerine mâni olan nâfile hac, haram olur. Böyle nâfile hacca gitmek, sevab değil, günah olur. Umreye gitmek de böyledir. (İslam Ahlakı)

İmam-ı Rabbânî hazretleri buyuruyor ki:
Bir nâfile hac yapmak için birçok yasaklar, haramlar işleniyor. İyi düşünmelisiniz! Aklı olana bir işaret yetişir. Umre farz ve vacib değil nâfile ibadettir. Nâfile ibadeti yapmak, bir farzın terkine veya bir haram işlemeye sebep olursa, ibadet olmaktan çıkar. Günah işlemek olur. (1/123)

Farzların yanında nâfilelerin hiç kıymeti yoktur. Bir farzı vaktinde yapmak [vakti geçmiş ise, hemen kaza etmek], bin sene nâfile ibadet yapmaktan daha çok faydalıdır. Hangi nâfile olursa olsun, ne kadar halis niyetle yapılırsa yapılsın, ister namaz, oruç, zikir, fikir olsun, ister başka nâfileler olsun, hep böyledir. Hattâ farzları yaparken, bu farzın sünnetlerinden bir sünneti ve edeplerinden bir edebi gözetmek de böyle çok faydalıdır. Tenzihi mekruhtan sakınmak, zikirden ve murakabeden daha faydalıdır. Tahrimi olan mekruhtan sakınmanın faydasını, artık düşünmelidir. Evet, bu nâfile işler, farzları gözetmekle ve haramlardan, mekruhlardan sakınmakla birlikte yapılırsa elbette çok güzel olur, fakat böyle olmazsa pek zararlı olur. Mesela zekât olarak bir kuruşu, bir Müslüman fakire vermek, nâfile olarak dağlar kadar altın sadaka vermekten ve hayrat, hasenat yapmaktan kat kat daha iyidir, kat kat daha çok sevabdır. Bu bir dank zekâtı verirken, bir edebi gözetmek, mesela akrabadan bir fakire vermek de, nâfile iyiliklerden kat kat daha faydalıdır. (1/29)

Hadis-i şerifte, (Din kardeşini sıkıntıdan kurtarana [nâfile] hac ve umre sevabı verilir) buyuruldu. Hazret-i Hasan, Sabit Benani’den bir hacetini yapmasını istedi. (Camide itikâf ediyorum, başka zaman yaparım) deyince, (Din kardeşinin ihtiyacını gidermek için gitmenin, [nâfile] hac sevabından daha hayırlı olduğunu bilmiyor musun?) dedi. Mevki sahiplerinin, muhtaç olanlara ve hocaların talebelerine, makamlarıyla ve mallarıyla yardım etmelerinin çok sevab olması, bu hadis-i şerife dayanmaktadır. (İslam Ahlakı)

Yine İslam Ahlakı kitabındaki hadis-i şerifte, (Ana babaya iyilik etmek, nâfile olarak yapılan namaz, oruç, hac [ve umreden] daha faziletlidir) buyuruldu. Hikmet ehli zatlar da, (Birine doğru yazılmış bir din kitabı vermek, bin kere umreye gitmekten daha sevabdır) buyuruyor.

O hâlde Müslüman faydalı, kârlı olan işi tercih etmeli. Denizi bırakıp, bir damla peşinde koşmamalıdır.Sual: Hindistan’a, Buhara’ya ve Paris’e turistik seyahat düşünüyordum, buralara gidene kadar umreye gider, çok sevab kazanırım diye karar vermiştim. Sonra, İslam Ahlakı kitabındaki, (İmam-ı Rabbani hazretleri 29, 123 ve 124. mektuplarında ve Makamat-ı Mazheriyye 26. mektubunda, nafile hacca ve umreye gitmeye izin vermemişlerdir) ifadesini okuyunca, umreden de vazgeçtim. Umreye gitmeye niye izin verilmiyor ki?
CEVAP
Umreye gitmek çok sevabdır. Umreye hiç izin verilmez mi? Sadaka vermek de çok sevabdır. Farz olan zekât borcu varken sadaka verilmez. (Sadaka vermeyin, umreye gitmeyin) denmiyor, (İki işten daha önemlisi, daha çok sevab olanı tercih edin) buyuruluyor. Herhangi bir şirket tarafından parası karşılanarak gönderiliyorsa veya Mekke’ye yolu düşmüşse o zaman umre yapmanın mahzuru olmaz, umre yapmak çok sevab olur.

Hac ve Umre Nedir, Nasıl Yapılır?

İbadetlerin asıl amacı nedir? Hac ve umre nedir, nasıl yapılır? Hac ve umrenin önemi nedir? Hacca giderken dikkat edilecek hususlar nelerdir? Haccın hikmet ve faydaları nelerdir?

Hac ve umre ile ilgili hadisler ve hadislerin açıklaması…

1. Ebû Hüreyre (r.a.) der ki: Nebiyy-i Ekrem Efendimiz’in şöyle buyurduğunu işittim:

“Kötü söz söylemeden ve büyük günah işlemeden Allah için hacceden kimse, annesinden doğduğu gün gibi günahsız olarak döner.” (Buhârî, Hac, 4)

2. İbn-i Ömer’den (r.a) rivâyet edildiğine göre Nebiyy-i Ekrem şöyle buyurmuştur:

“Allah yolunda gazâya çıkan, hacca ve umreye giden kişiler Allah’ın elçileridir. Çünkü Allah, (bu ibadetleri yapmaları için) kullarını dâvet etti, onlar da icâbet ettiler. Buna mukâbil onlar da Allah’tan isterler, O da istediklerini verir.” (İbn-i Mâce, Menâsik, 5)

3. İbn-i Abbâs (r.a.) der ki: Nebî şöyle buyurdu:

 “Hac yapmak isteyen acele etsin! Olur ki insan hastalanır, bineği kaybolur veya bir ihtiyaç zuhûr eder.” (Ahmed, I, 214; İbn-i Mâce, Menâsık, 1)

4. Hz. Ali (r.a) der ki: Resûlullah şöyle buyurdu:

“Kim, yol azığına ve kendisini Allah’ın evi (Kâ’be)’ye ulaştıracak bir bineğe sahip olduğu halde haccetmezse, ister yahûdi ister hıristiyan olarak ölsün hiç fark etmez! Bu, Allah Teâlâ’nın Kitâb’ında şöyle buyurmasından dolayıdır:

«Gitmeye gücü yetenlerin Beytullâh’ı haccetmesi (ziyârette bulunması), Allah’ın insanlar üzerindeki bir hakkıdır.» (Âl-i İmrân 3/97)” (Tirmizî, Hac, 3/812)

5. Ebû Hüreyre’den (r.a.) rivâyet edildiğine göre Resûlullah şöyle buyurmuştur:

“Umre ibadeti, önceki umre ile aralarında işlenen (küçük) günahlara keffâret olur. Mebrûr haccın karşılığı ise, ancak cennettir.” (Buhârî, Umre, 1)

Hadislerin Açıklaması

Hac; Kitap, Sünnet ve icmâ-i ümmetle sâbit olan en kuvvetli farzlardan biridir. Şartlarına sahip olan mü’minlerin ömürlerinde bir defâ haccetmeleri farzdır.[1] Adanmış olan haccın yerine getirilmesi ve başlanmışken bozulmuş nâfile haccın kazâsı ise vâciptir. Henüz kendisine farz olmamış kişi ile farz haccını edâ etmiş bulunan kimsenin yaptığı hac da, nâfile sayılır.

Hac, Hz. İbrâhim’in (a.s.), canı, malı, evlâdı ve her şeyiyle Rabbine gösterdiği tevekkül, teslîmiyet ve itaatin kıyâmete kadar devam edecek en güzel bir sembolüdür.

Hac, sâlihlerden teşekkül eden büyük bir kalabalığın, belli bir zaman ve mekânda toplanmasıdır.

HACCIN FAZİLETİ

Hac; ihram, telbiye, tavaf, sa’y, Arafat’ta vakfe, şeytan taşlama, kurban ve tıraş gibi birtakım sembol niteliğindeki tatbikatı ihtivâ eden, kullukta kemâl ve zirveyi gösteren geniş kapsamlı bir ibadettir. Bu sebeple İslâm’ın beş esâsı içinde, en son o farz kılınmıştır. Birinci hadisimizde, haccın faziletine dikkat çekilmiş ve şartlarına riâyetle edâ edilen haccın, insanı anasından doğduğu gün gibi günahlardan ve bir takım kötü vasıflardan arındıracağı müjdelenmiştir.

Resûlullah, Müslüman olurken, önceki günahlarının bağışlanmasını şart koşan Amr bin Âs’a (a.s.) da aynı şeyi hatırlatarak:

“Müslüman olmanın daha önceki günahları silip süpürdüğünü, hicret etmenin, daha önce işlenen günahları yok ettiğini, haccetmenin de daha önce yapılan günahları ortadan kaldırdığını bilmiyor musun?” buyurmuştur. (Müslim, Îmân, 192)

Peygamber Efendimiz’e:

“–Hangi amel daha faziletlidir?” diye sorulmuştu.

Resûlullah cevaben, Allah’a ve Resûlü’ne inanmak ile Allah yolunda cihadı saydıktan sonra, üçüncü sırada, Allah katında makbul olan haccı zikretti. (Buhârî, Îmân, 18; Hac, 4; Tevhîd, 47; Müslim, Îmân, 135)

AMELİN FAZİLETİ

Burada şunu hatırlatalım ki, bir amelin fazileti, İslâm’a sağladığı faydanın azlık veya çokluğu nisbetindedir. Bu yönden bakıldığında hac; İslâmî şuur, ibadet heyecânı, birlik ve beraberlik duygusu… gibi pek çok yönden büyük bir ehemmiyet arzetmektedir.

Diğer taraftan, amellerdeki üstünlük, değişik açılardan ele alındığında farklılık arzeder. Yukarıdaki rivâyette maksat, Allah’ın dinini yüceltmenin ve O’nun nişânelerine saygı göstermenin faziletini beyan etmektir. Bu da en güzel şekilde ancak iman, cihâd ve hac ile yapılabilir.

Resûlullah hac ve umreyi, “bütün zayıfların cihâdı”, “kadınlar için, çarpışması olmayan bir cihat” ifadeleriyle târif etmiştir. (İbn-i Mâce, Menâsık, 8; Heysemî, III, 206)

Bir gün Hz. Ayşe vâlidemiz:

“–Ey Allah’ın Resûlü! En üstün amel olarak cihâdı görüyoruz. Biz hanımlar cihat etmeyelim mi?” diye sormuştu.

Peygamber Efendimiz:

“–Fakat (sizin için) cihadın en üstünü, hacc-ı mebrûrdur” buyurdu. (Buhârî, Hac, 4; Sayd, 26; Cihâd, 1)

Hz. Ayşe:

“Bu sözü Resûlullah Efendimiz’den işittiğimden beri haccı hiç terketmedim!” buyurur. (Buhârî, Cezâü’s-Sayd, 26)

CİHAT KADAR FAZİLETLİ AMEL

Yani mebrûr bir hac, cihat kadar faziletli bir amel-i sâlihtir. Haccın “mebrûr” olabilmesi için de, günah ve isyan karıştırmadan, zulüm ve ihânetten uzak durmak sûretiyle, ihlâs ve samimiyetle, kısaca şartlarına riâyetle edâ edilmesi lâzımdır.

İkinci hadisimiz, cihâd erleriyle hac ve umreye giden Müslümanları, Allah’ın emrine itaat ve dâvetine icâbet ederek O’nu ziyârete giden ve ihtiyaçlarını arzeden heyetlere benzetmektedir. Cenâb-ı Hakk’ın, kendisine gelen bu seçkin insanlara değer verip dualarını kabûl edeceğinde ve pek çok kıymetli hediyelerle memleketlerine geri göndereceğinde hiç şüphe yoktur.

HAC YAPMAK İÇİN ACELE EDİN

O hâlde, şartları tahakkuk ettiğinde böyle faziletli bir ibadeti geciktirmemelidir. Zâten âlimlerimizin büyük çoğunluğu, imkânı varken haccı geciktiren kişilerin günahkâr olacağı, bu tehiri uzun yıllar sürdürdüğü takdirde ise şahitliğinin kabul edilmeyeceği görüşündedir. Çünkü bu davranış, Allah’ın emrine ehemmiyet vermeme mânâsı taşır. Diğer taraftan hastalık, imkânların kaybolması ve benzeri mânîler zuhûr ederek insanı bir farzın îfâsından mahrûm bırakabilir. Dolayısıyla üçüncü hadisimizde, hac yapmak isteyenlerin acele etmesi istenmiştir.

Nitekim, Akabe Bey’ati’ne katılan on iki temsilciden biri olan Berâ bin Ma’rûr (r.a), bir sonraki sene hac mevsiminde Mekke’ye geleceğine dâir Peygamber Efendimiz’e vaadde bulunmuştu. Ancak, hac mevsimi gelmeden ölüm döşeğine düştü. Bu durumda âilesine:

“–Allah’ın Resûlü’ne olan vaadim sebebiyle, beni Kâ’be’ye doğru çeviriniz! Çünkü ben O’na geleceğimi söylemiştim” dedi ve böylece hem hayattayken hem de öldükten sonra Kâ’be’ye yönelenlerin ilki oldu.

Nebiyy-i Ekrem Efendimiz Medîne’yi şereflendirdiğinde, Berâ’yı (r.a) sordu. Ashâb-ı kirâm:

“−O vefât etti ve malının üçte birini size vasiyet etti ey Allâh’ın Resûlü! Bir de vefatı iyice yaklaşınca yönünün kıbleye doğru çevrilmesini vasiyet etti.” dediler. Resûlullah:

“−Fıtrata uygun olan davranışı bulmuş. Bana vasiyet ettiği üçte biri de evlatlarına iâde ediyorum.” buyurdu.

Sonra ashâbıyla birlikte Berâ’nın (r.a) kabri başına gitti, saf bağlatıp cenâze namazını kıldırdı ve:

“Allah’ım onu affet! Ona rahmet et, ondan râzı ol ve onu Cennetine koy!” diye dua etti. (Bkz. Hâkim, I, 55/1305; İbn-i Abdilber, I, 153; İbn-i Sa’d, III, 619-620)

HACCA GİTMEYENLERE TEHDİT

Dördüncü hadisimiz, imkânı olduğu hâlde hacca gitmeyenler için ağır bir tehdîd ihtivâ etmektedir. Çünkü bu insanlar, güçleri yettiği hâlde ne Allah’ın hakkına riâyet etmiş, ne de sıhhat ve mallarının şükrünü yerine getirmişlerdir. Âdetâ gayr-i müslimlerle aynı tavır içine girmişlerdir. Yahûdi ve Hıristiyanlar gibi bir hayat yaşadıklarına göre, onlar gibi ölmeleri ihtimal dâhilindedir. Çünkü Allah Teâlâ, imkân lûtfettiği kimselerin hacca gitmesini, kendisinin bir hakkı olarak ilan etmiş ve bunu farz kılmıştır.

Diğer taraftan hadisimiz, çarpıcı bir üslup ile haccın ehemmiyetini ifade etmekte ve bu konuda ihmalkâr davrananların çok büyük bir günah işlediğini göstermektedir. Nitekim Allah Teâlâ, gücü yettiği hâlde hacca gitmeyenlerin, son derece çirkin bir iş yaptığını ifade etmek üzere, âyetin devamında “Kim haccetmezse” buyurmak yerine “Kim inkâr ederse/küfre düşerse” buyurmuştur. (Âl-i İmrân 3/97)

Yol, geceleme ve yiyecek masraflarını tedârik eden Müslümanların, gösteriş ve isrâfa kaçmadan mütevâzı bir şekilde yola koyulmaları güzel olur. Hz. Enes’in bildirdiğine göre Resûlullah, erzak ve eşyâsı aynı deve üzerinde olduğu hâlde, sâde bir şekilde hacca gitmiştir. (Buhârî, Hac, 3. Ayrıca bkz. İbn-i Mâce, Menâsik 4)

Bununla birlikte mü’minler, yeterli malları yokken hacca ve umreye giderek başkalarına yük olmaktan da sakınmalıdırlar. İlk zamanlar, Yemenliler hacca giderken yanlarına yol azığı almaz:

“–Biz tevekkül ehliyiz” derlerdi. Mekke’ye gelince de insanlara el açmak durumunda kalırlardı. Bunun üzerine:

“…Kendinize yol azığı hazırlayınız…”[2] âyet-i kerimesi nâzil oldu. (Buhârî, Hacc, 6; Vâhidî, s. 63)

HACCA GİDERKEN DİKKAT EDİLECEK HUSUSLAR

Hacca giderken dikkat edilecek hususların başında, helâl kazanç gelir. Haccı helâl mal ile yapmak gerekir.

Hacda, Mekke-i Mükerreme’ye varmadan evvel mîkâtlarda ihrâma girilir. Kâ’be’ye ulaşmış olmanın şükrünü îfâ anlamında, Kâ’be’nin etrafında yedi kere dönerek Kudûm Tavafı yapılır. İlk üç dönüşte kısa ve çabuk adımlarla biraz çalımlıca yürünür. Bu yürüyüşe “Remel” denir. Makâm-ı İbrahim’in yanında iki rekât tavaf namazı kılınır. Safâ ile Merve arasında dört gidiş ve üç gelişle sa’y yapılır, günü gelince Arafat’a çıkılır, sonra Müzdelife’ye, oradan Mina’ya gelinir, şeytan taşlanır, kurban kesilir, tıraş olunur ve Kâ’be tavaf edilir. Artık bir daha remel ve sa’y yapılmaz.

PEYGAMBERİMİZ NASIL HAC YAPARDI?

Enes (r.a.), Peygamber Efendimiz’in haccından bir bölümü anlatırken şöyle demiştir:

Resûlullah Mina’ya gelince, hemen cemreye gitti ve taşları attı. Sonra Mina’daki dinlenme yerine gitti ve kurbanını kesti. Bu işler bitince, berberi çağırdı ve ona önce başının sağ tarafını, sonra da sol tarafını gösterip:

“–Buralardan kes!” buyurdu.

Daha sonra kesilen saçlarını (büyük bir iştiyakla bekleyen) ashâbına dağıttı. (Buhârî, Vudû’, 33; Müslim, Hac, 323-325)

Mübarek topraklarda, İslâm’ın nişânelerinden olan Kâ’be-i Muazzama, Safâ ve Merve Tepeleri gibi kudsî mahallere hürmette kusur etmeyip bilhassa tâzim göstermek îcâb eder. Kâ’be’ye doğru ayak uzatarak oturmak veya yatmak, o mübârek mekânlarda boş ve mâlâyânî konuşmalarda bulunmak doğru değildir.

Cenâb-ı Hak, dinin nişânelerine gösterilecek hürmetin, kalplerin takvâsından ileri geldiğini beyan ederek şöyle buyurur:

“Kim de, Allah’ın şeâirine tâzim gösterirse, şüphesiz bu, kalplerin takvâsındandır.” (Hac 22/32)

Yolculukta ve mukaddes topraklarda, temizliğe, vakara, sükûnete, teennîye dikkat etmek ve acelecilikten uzak durmak gerekir.

Nitekim Allah Resûlü, Arefe günü (Arafat’tan Müzdelife’ye) dönüyordu. Arka tarafta bazı kimselerin develerini hızlı sürmek için bağırıp çağırdığını ve develere vurduğunu işitti. Bunun üzerine, onlara kamçısıyla işaret ederek şöyle buyurdu:

“–Ey insanlar, sükûnete riâyet ediniz! İyilik; acele ve hızlı yürümekle kazanılmaz.” (Buhârî, Hac, 94; Müslim, Hac, 268)

Aynı şekilde, fazileti bildirilen mekanlara ulaşmak için uygunsuz davranışlarda bulunmak, insanları itip kakarak Hacer-i Esved, Makâm-ı İbrâhîm, Ravza-i Mutahhara gibi yerlere varmaya çalışmak, doğru değildir. Zira Efendimiz bizleri, Allah’ın kullarına zarar vermekten sakındırmıştır.

Resûlullah, bir gün Hz. Ömer’e, Tavâf esnâsında nezâketle hareket etmesini tavsiye ederek şöyle buyurmuştur:

“Ey Ömer! Sen güçlü kuvvetli bir adamsın. Hacer-i Esved’e erişmek için insanları sıkıştırıp zayıflara eziyet etme! Ne rahatsız ol, ne de rahatsız et! Tenhâ bulursan Hacer-i Esved’i istilâm et ve öp, aksi takdirde uzaktan «el sürüp öpme» işareti yap, kelime-i tevhîd okuyarak ve tekbîr alarak geç!” (Ahmed, I, 28; Heysemî, III, 241)

HACCIN HİKMET VE FAYDALARI

Haccın pek çok fayda ve hikmetleri vardır. Allah Resûlü şöyle buyurur:

“Hacla umrenin arasını birleştirin! Zira bunlar, tıpkı körüğün demir, altın ve gümüşteki pası temizlediği gibi fakirliği ve günahları giderir.” (Tirmizî, Hac, 2/810; Nesâî, Menâsık, 6/2629; İbn-i Mâce, Menâsık, 3)

“Hacdaki harcamalara, Allah yolunda yapılan harcamalar gibi bire yediyüz misli (sevab) verilir.” (Ahmed, V, 354-355)

“Allah’ın, kullarını cehennemden en çok âzâd ettiği gün, Arefe günüdür. O gün Allah Teâlâ yaklaşır, kullarıyla meleklere karşı iftihâr eder ve şöyle buyurur:

«Onlar ne istiyorlar?!»” (Müslim, Hacc, 436; Nesâî, Menâsık, 194/3001; İbn-i Mâce, Menâsık, 56)

Yani Cenâb-ı Hak, o vakitte kullarının isteklerini yerine getirir ve dualarını kabûl eder.

Diğer bir hadis-i şerifte Resûlullah şu müjdeyi vermiştir:

Vallâhi Allah Teâlâ, onu (Hacer-i Esved’i) kıyamet günü gören iki gözü ve konuşan bir dili olduğu hâlde diriltir, o da kendisini hakkıyla istilâm edenler/selamlayanlar için şahitlik yapar.” (Tirmizî, Hac, 113/961)

Yine hacca giden kimselerin, fakir ve muhtaç duruma düşmeyeceği söylenmiştir. (Abdurrazzak, Musannef, V, 10; Heysemî, III, 208)

Hacda insanlar büyük bir ibadet, dua ve zikir tâlimi görürler. Her hareketlerinde Allah’ı hatırlar ve O’nun muhabbetini gönüllerine yerleştirirler. Nitekim Resûlullah:

“(Şeytan) taşlamak ve Safâ ile Merve arasında sa’y yapmak, ancak Allah’ın zikrini ikâme etmek için emredilmiştir” buyurur. (Tirmizî, Hac, 64/902)

İBADETLER NİÇİN YAPILIR?

İbadetlerin asıl maksadı olan, Allah’ın emrini yerine getirmek ve O’nun dinini yüceltmek gayreti, hacda ümmet çapında gerçekleşmektedir. Çünkü hac, Müslümanların îtikâd ve amel birliğinin en güzel temsîlidir.

Hacılar, peygamberlerin, sıddıkların, şehitlerin ve sâlihlerin hâlini hatırlayarak tefekküre dalar, onların bulunduğu mukaddes zaman ve mekanlardan feyz alırlar. Büyük bir mânevî tesir altında kalarak ahlâkî kemâle doğru adım atarlar. Tevazû, hiçlik duygusu, sabır, teslîmiyet, yardımlaşma, ihlâs, zaman ve hareket disiplini, ölüme ve kıyamete hazırlık, hiçbir bitki ve canlıya zarar vermeme, kimse hakkında kötü düşünmeme gibi güzel vasıflar elde ederler. Çünkü, dış görünüşü itibariyle bir takım semboller ihtivâ eden hac, hakikatte muhtelif rûhî temrinler yaptıran farklı mekânlardaki farklı davranışlardan ibarettir. Dolayısıyla herkes onun bir veya birkaç yönünden mutlaka istifâde eder.

Hacca giden Müslümanlar, aynı zaman ve mekan içinde bir araya gelerek manevî bir ittifak içinde bulunurlar. Birbirlerinin dertlerini ve meselelerini dinler, uzaklardaki kardeşlerine mesajlarını iletirler. Nitekim Resûlullah, câhiliye dönemindeki hac mevsimlerinde bile, kurulan panayırlarda İslâm’ı tebliğ eder, insanlara ilâhî hakikatleri ulaştırırdı. Bu esnâda pek çok sıkıntı, meşakkat ve işkenceye de Allah için sabrederdi.

KÜÇÜK HAC NEDİR?

Umre de, hac gibi faziletli bir ibadettir. Haccın fayda ve hikmetlerinin bir kısmı onda da mevcuttur. Bu sebeple umreye; “Küçük Hac” denilmiştir. Nitekim beşinci hadisimizde, umrenin faziletinden bahsedilip günahlara keffâret olduğu haber verilmektedir. Dolayısıyla imkan bulabilenlerin umre ibadetinden istifâde etmeleri gerekir.

UMRE NASIL YAPILIR?

Umre için niyet edilerek mîkatta ihrama girilir, Kâ’be tavaf edilir, Safa ile Merve arasında sa’y yapılır, sonra da tıraş olarak veya saçları biraz kısaltarak ihramdan çıkılır.

İmam Ebû Hanîfe’ye göre umre sünnettir ve senenin her günü yapılabilir. Sadece, hacıların Arafat’ta vakfe yaptığı Arefe günü ile Kurban Bayramı’nın dört günü mekruhtur.

“Hac ve umreyi Allah için tamamlayınız!”[3] âyeti gereğince, başlanmış olan hac ve umrenin tamamlanması vâciptir.

Resûlullah şöyle buyurmuştur:

“Ramazan ayında yapılan umre, tam bir hac sayılır veya benimle birlikte yapılmış bir haccın yerini tutar.” (Buhârî, Umre, 4; Müslim, Hac, 221)

HAC VE UMRENİN ÖNEMİ

Hac ve umrenin ehemmiyetini beyan eden şu hadis-i kudsî ne kadar câlib-i dikkattir.

Resûlullah, Yüce Rabbinden şöyle nakleder:

“Allah Teâlâ şöyle buyuruyor:

Ben bir kuluma sıhhat ve âfiyet ihsân edip rızkını da bol verdiğim hâlde, o her beş senede (diğer rivâyete göre dört senede) bir bana gelmezse (yani hac veya umre ziyâretinde bulunmazsa), o kimse gerçekten mahrum biridir.” (İbn-i Hibbân, Sahîh, IX, 16/3703; Heysemî, III, 206)

Hac ve umre ziyâretleri esnâsında Medîne-i Münevvere’ye gidip Resûlullah Efendimiz’den feyz almak, onun nûrlu şehrinin lâhûtî havâsını teneffüs etmek ve oralardaki hatırâlardan ders almak da, hiçbir mü’minin müstağnî kalamayacağı çok yönlü ve ecri bol bir kazanç kapısıdır.

Efendimiz şöyle buyurmuştur:

“Vefatımdan sonra beni ziyâret eden kimse, sanki hayatımda ziyâret etmiş gibidir!” (Dârekutnî, Sünen, II, 278; Beyhakî, Şuab, VI, 46/3855)

“Vefatımdan sonra kim hacceder de kabrimi ziyâret ederse, sanki beni hayattayken ziyâret etmiş gibi olur.” (Dârekutnî, Sünen, II, 278; Beyhakî, Şuab, III, 489; Heysemî, IV, 2)

“Kabrimi ziyâret edene, şefaatim vâcip olur.” (Heysemî, IV, 2. Bkz. Beyhakî, Şuab, III, 488-490/3862)

“Şu mescidimde kılınan namaz, Mescid-i Haram hâriç diğer mescidlerde kılınan bin namazdan daha hayırlıdır.” (Buhârî, Fadlu’s-Salâti fî Mescidi Mekke ve’l-Medîne, 1; Müslim, Hac, 505-510)

MEDİNE-İ MÜNEVVERE’NİN FAZİLETİ

Yine Peygamber Efendimiz, ibadet maksadıyla ancak üç mescide yolculuk yapılabileceğini ifade ettikten sonra, Mescid-i Harâm, Mescid-i Resûl ve Mescid-i Aksâ’yı zikretmiştir. (Buhârî, Fadlu’s-Salâti fî Mescidi Mekke ve’l-Medîne, 1; Müslim, Hac, 511-513)

Her Müslüman, Medîne-i Münevvere’ye ayrı bir muhabbet besler. Çünkü orayı Allah Resûlü de severdi. Resûlullah bir seferden dönüp de Medine’nin duvarlarını gördüğünde, devesini hızlandırırdı. Eğer (at ve katır gibi) bir bineğin üzerinde ise, onu da hemen harekete geçirirdi. Efendimiz’in bu davranışı, Medine’ye muhabbetinden kaynaklanırdı. (Buhârî, Fedailu’l-Medine, 10; Umre, 17; Tirmizi, Deavat, 42/3441)

Medîne-i Münevvere’nin faziletine dâir daha pek çok rivâyet mevcuttur. Bunlar için Buhârî’nin Sahîh’indeki Fedâilu’l-Medîne kitabına bakılabilir.

Dipnotlar:

[1] Müslim, Hac, 412; Fedâil, 130-131; Nesâî, Menâsik 1/2617. [2] Bakara 2/197 [3] Bakara 2/196.

Kaynak: Dr. Murat Kaya, Efendimiz’den Hayat Ölçüleri, Erkam Yayınları

Hac Nasıl Yapılır ?

MADDE MADDE HACCIN YAPILIŞI

1. İhrâma Girmek.

Hac ve umre menâsiki ihrama girmekle başlar. Mîkât yerinde boy abdesti veya namaz abdesti aldıktan sonra, kerâhet vakti değilse iki rekât ihram namazı kılınır. Bu namazın ilk rekâtında Fâtiha’dan sonra “Kâfirûn”, ikinci rekâtında ise “İhlâs” sûrelerini okumak daha faziletlidir. Bundan sonra, yalnız hac (ifrad haccı) yapacak olan kişi, “Allahümme innî ürîdü’l-hacce, fe yessirhü lî ve tekabbelhü minnî” (Allah’ım! Senin rızan için hac yapmak istiyorum. Onu bana kolay kıl ve benden kabul eyle) diye sadece hacca niyet Temettu’ haccı yapacak kimse ise, “Allahümme innî ürîdü’l-umrete fe yessirhâ lî ve tekabbelhâ minnî” (Allah’ım! Senin rızan için umre yapmak istiyorum. Onu bana kolay kıl ve benden kabul eyle) diye niyet eder. Arafat’a çıkmadan önce, Mekke’de hac için ihrama girerken de yukarıdaki gibi hacca niyet eder. Kıran haccı yapacak kimse ise umre ve haccı tek ihramla ve birlikte yapacağı için şöyle niyet eder: “Allahümme innî ürîdü’l-umrete ve’l-hacce, fe yessirhümâ lî ve tekabbelhümâ minnî” (Allah’ım! Senin rızan için umre ve hac yapmak istiyorum. Bunları bana kolay kıl ve benden kabul eyle.)

Telbiye Nasıl Getirilir?

Yukarıdaki şekilde uygun niyetten sonra şu telbiye getirilir:

“Lebbeyk, Allahümme lebbeyk. Lebbeyke lâ şerîke leke lebbeyk. İnne’l-hamde ve’n-ni’mete leke ve’l-mülke, lâ şerîke lek.” [1]

Anlamı: “Çağrına uyarak sözüm ve özümle geldim Allah’ım, emrin baş üstüne. Çağrına uyarak sözüm ve özümle geldim ey hiçbir ortağı olmayan sen! Emrin baş üstüne. Hamd senin, nimet senin, mülk de senin. Yoktur senin hiçbir ortağın.”

Erkekler bütün giysilerini çıkarıp iki peştemalla örtünür. Kadınlar ise normal giysileriyle ihrama girerler. Yalnız yüzlerini örtmezler. Niyet, kişinin yapacağı umre veya haccın çeşidine göre şöyle olur; “Niyet ettim, Allah rızası için umreye (veya hac yapmaya yahut hem umre hem de hac yapmaya), ey Allah’ım, onu bana kolay kıl ve onu benden kabul buyur. Ben Allah için ihrâma girdim.” Başkasının yerine hac veya umre yapacak olan kimse ise; “ Falancanın yerine hac veya umreye niyet ettim. Ve Allah için ihrama girdim” der.

Niyet ve telbiyenin yapılmasıyla ihrama girilmiş ve ihram yasakları başlamış olur. Telbiye, tekbir, tehlîl ve salavât-ı şerife söyleyerek yolculuğa devam edilir. Telbiye yolun iniş çıkışlarında, farz namazlardan sonra, seher vaktinde ve kafilelerle karşılaştıkça tekrarlanır. Telbiyeyi üç kere tekrarlamak, sonra tekbir, tehlîl ve salavâtı söylemek müstehaptır.

Telbiye hacda, bayramın ilk günü Akabe cemresine taş atmaya başlamakla, umrede ise umre tavafına başlamakla kesilir.

Mekke’ye ulaşınca, mümkünse boy abdesti veya namaz abdesti alarak, telbiye ile Kâbe’ye gidilir. Beytullah görülünce tekbîr ve tehlîl getirilerek dua edilir. Tavaf sırasında telbiye getirilmez. Farz namaz kılınmıyorsa hemen tavafa başlanır.

2. Hac Çeşitlerine Göre Tavaf ve Sa’yin Uygulanması.

İfrad haccında ilk yapılacak tavaf “kudûm tavafı”, temettu’ veya kıran haccında ise “umre tavafı” sayılır. Temettu’ ve kıran haccında umre tavafından sonra umrenin sa’yi yapılacağı için tavafta “ızdıba” ve “remel” yapılır. İfrad haccında ise, eğer haccın sa’yi, kudüm tavafının ardından hemen yapılacaksa, tavafta ızdıba ve remel yapılır, aksi halde yapılmaz. Tavaftan sonra mümkünse İbrahim Makamı’nın arkasında, değilse Mescid-i Haram’ın uygun yerinde iki rekât tavaf namazı kılınır, mümkünse bu namazın ilk rekâtında Kâfirûn, ikinci rekâtında ise İhlâs sûreleri okunur. Sonra dua edilir ve zemzem içilir. Arkasından temettu’ ve kıran haccı yapanlar umre sa’yini, isterlerse ifrad haccı yapanlar da farz haccın sa’yini Safa ile Merve arasında yedi şavt olarak tamamlarlar.

İfrad haccı yapanlar, farz haccın sa’yini ister yapsınlar, isterse, bayram günlerine geciktirsinler, bayramın ilk günü Akabe cemresine taş atmadıkça tıraş olup ihramdan çıkamazlar. O zamana kadar ihramda kalırlar.

Kıran haccı yapanlar da, umrenin sa’yinden sonra ihramdan çıkmazlar. Bunlar umre sa’yinden sonra gerekiyorsa biraz dinlendikten sonra, ayrıca kudüm tavafı yapıp, tavaf namazı kılarlar. Farz hacca bağlı olan sa’yi, isterlerse kudüm tavafının ardından, isterlerse, farz tavaftan sonra bayram günlerinde yaparlar. Peşinden sa’y yapılacak tavafta, ilke olarak ızdıba ve remel yapılır. Bayramın ilk günü Akabe cemresine taş atmanın ardından, şükür kurbanı kestikten ve tıraş olduktan sonra ihramdan çıkarlar.

Temettu’ haccı yapanlar mîkâtte sadece umreye niyet ettikleri için umre sa’yini tamamlayınca, tıraş olup ihramdan çıkarlar. Tekrar hac için ihrama girinceye kadar, Mekke’de ihramsız kalırlar. Hac için ihrama girdikten sonra yapacakları nâfile bir tavafın arkasından, isterlerse farz hacca bağlı olan sa’yi, Arafat’a çıkmadan önce yapabilirler. Bu takdirde, farz tavaftan sonra sa’y yapmazlar.

3. Terviye Günü.

Hangi çeşit hacca niyetlenmiş olursa olsun, bütün hacılar terviye (8. Zilhicce) günü Mekke’den ayrılıp Mina’ya veya Arafat’a geçerler.

4. Arafat’ta Kalış.

Arefe günü, güneşin doğmasından sonra Mina’dan Arafat’a gidilir. Öğle ve ikindi namazları Nemire Mescidi’nde veya başka bir yerde imamla birlikte birleştirerek kılınır. Haccın vakfe rüknü ifâ edildikten sonra, güneş batınca, Müzdelife’ye hareket edilir.

5. Müzdelife’de Gecelemek.

Müzdelife; Mina ile Arafat arasındadır. Hacılar burada bayram akşamı, akşamla yatsı namazını, şafak kaybolduktan sonra, yatsı namazı vakti içinde cem’-i tehîrle birleştirerek kılarlar. Sabah namazı da Meş’ar-i Haram’da kılınır. Tazarru ve dua için vakfe yapılır ve güneş doğmazdan önce Mina’ya gidilir.

6. Şeytan Taşlama.

Bayramın birinci günü, fecr-i sâdıktan sonra Akabe cemresine yedi tane küçük taş atılır. Bundan sonra ifrad haccı yapanlar tıraş olarak; temettu’ veya kıran haccı yapanlar ise, şükür kurbanı kestirip, tıraş olarak ihramdan çıkabilirler. Bununla ihram yasakları kalkarsa da, cinsel ilişki ile ilgili yasak, ancak farz tavafı yaptıktan sonra kalkar.

7. Tıraş Olmak.

İhramdan çıkarken saçları tıraş ettirmek daha faziletlidir. Ancak saçların dörtte bir kadarını kısaltmak da yeterlidir. İmam Şâfiî’ye göre, iki üç tel saç kesmek de yeterli olur. Bundan sonra normal elbiseler giyilir, eşiyle cinsel temas dışında tüm ihrâm yasakları sona erer.

8. Ziyaret Tavafı.

Mümkün olursa, aynı gün ziyâret tavafı yapılır; iki rekât tavaf namazı kılınır; zemzem suyu içilerek dua edilir. Ziyaret tavafından sonra artık cinsel temas da serbest olur.

9. Mina’ya Gitmek.

Bundan sonra Mina’ya gidilir. Acelesi olmayan hacılar orada üç gün daha kalarak, bayramın ikinci, üçüncü ve dördüncü günleri ilk, orta ve büyük (Akabe) şeytana yedişer taş atarlar. Acele edenler, bayramın üçüncü günü yapılacak taşlama ile yetinerek, o gün güneş batmazdan önce veya en geç tan yeri ağarmazdan önce Mina’dan ayrılabilirler. Taşlamalar, güneşin zevâli ile gurûbu arasında yapılır. Ancak dördüncü gün taşlaması, zevâlden önce de yapılabilir.

10. Vedâ Tavafı.

Taşlamalar bittikten sonra Mekke’ye dönülür; âfâkîler vedâ tavafı yaparak iki rekât namaz kılarlar. Zemzem suyu içilir, bununla yüz ve baş yıkanır, zorluk olmazsa bedene dökülür. Zemzem içilirken şöyle dua edilir; “Allahümme innî es’elüke ilmen nâfian ve rızkan vâsian ve şifâen min külli dâin ve sakamin.” (Anlamı: Allah’ım! Ben senden yararlı bilgi, geniş rızık ve her türlü hastalıktan şifa dilerim.)

Artık tam bir edep ile tekbir ve tehlil getirilerek, Hacerü’l-Esved’le Kâbe kapısı arasında bulunan ve Mültezem denilen yere gelinip, yüz ve göğüs sürülür; Kâbe-i Muazzama örtüsüne yapışılarak duada bulunulur. Artık memleketlerine dönecek olan hacılar yüzlerini Beytullah tarafından ayırmaksızın hüzünlü bir şekilde geri geri çekilir ve Harem-i Şerif’ten çıkarlar.

Dipnot:

[1] Buhârî, Hac, 26, Libâs, 69; Müslim, Hac, 19, 147, 269, 271; Dârimî, Menâsik, 22, Tirmizî, Hac, 97.

Kaynak: Prof. Dr. Hamdi Döndüren, Delilleriyle İslam İlmihali, Erkam Yayınları